2000 Evler Anadolu Lisesi | Bilgi ve Paylaşım Portalı
Forumdan daha iyi hizmet almak için lütfen üye olunuz.
İyi Eğlenceler !..

Gözü Yaşlı Öyküler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından duyGu Bir Cuma Ocak 02, 2009 7:49 pm

Babalar acıyı sessiz yudumlar

Komşu kadın çıkınca, adam sinirle nefes boşalttı:
- Off... Şaşıyorum böylelerine... Yola çıkacağımızı bildiği halde kalkmak bilmiyor! Allah muhafaza, en büyük korkum, istenmediğim yerde bulunmaktır!
Karısı da katıldı:
- Hele şükür gitti! Neyse...
- Aslında... Bana kalırsa bu seyahate hiç gidesim yok hatun. Ama sen maşallah yerinde duramıyorsun. Eteklerin zil çalıyor.
Yüzünde yılların imzaladığı çizgileri ve yavaş yavaş bükülen beliyle orta yaşın biraz üzerindeki kadıncağız, dudaklarına yayılan tebessümü saklamaya çalışarak:
- Hadi hadi, sen benden daha çok seviniyorsun, dedi.
- Ben oğlumu göreceğim için seviniyorum, sen yeni gelinini.
- Gelini nereden tanıyorum ki özlemiş olayım?
- Neyse neyse, Mevlüt gelir şimdi... Hazır mısın çıkmaya?
- Ben hazırım, sen hâlâ gömlekle oturuyorsun.
Kapı zili çalınca adam ceketini giydi, paltosunu koluna attı, bavula uzandı.
Mevlüt, onları tren istasyonuna götürecek olan minibüsün sahibi olan komşularıydı.
İstanbul’a gidiyorlardı.
***
Karı-koca, tren garının yüksek tavanlı, soğuk beton salonundaki ahşap bankta yan yana oturuyorlardı.
- Ne kadar sürer yol?
- Bir güne ancak gideriz, on iki saat filan.
- Dedim sana, otobüsle gitseydik yedi sekiz saat sonra oradaydık. Paraya mı acıdın bilmem ki...
Adam kaşlarını çatarak karısına döndü, “Kes sesini” der gibi baktı. Kadın, onun bu yalancı öfkesine inat, biraz daha sokuldu kocasına...
Bir önceki konuşma hiç yapılmamış gibi, sevgiyle eşine şöyle dedi kadın:
- Sen de yaşlandığını hissediyor musun adamcığım?
Gürbüz Bey, derin bir iç çekti, farklı konuştu:
- Yoo, oğlum evlendi diye yaşlanmış mı oluyorum?
Bağdagül Hanım, kendi cümlelerine ağlamaya başladı:
- Çocuk yapmaktan korkmuştuk uzun süre... Oğlumuz doğunca, böyle bir mutluluk için niye geç kaldık diye pişman olduk sonra... Zeynelimiz’e olan sevgimiz azalmasın diye ikinci bir çocuk yapmadık...
- Yahu niye ağlıyorsun şimdi, bunda ağlayacak ne var?
Bağdagül Hanım siyah ve büyük çantasının içinden mendil ararken, Gürbüz Bey, eli paltosunun cebinde, bu kez dirseği ile karısının karnına vurdu:
- İnsanlar geliyor, sakin ol.
***
Gürbüz Bey emekli öğretmendi. Karısı kendi köylüsü, uzaktan akrabası, ev hanımıydı.
Evliliklerinin yirmi altıncı yılındaydılar.
Çok düşkün oldukları tek çocukları Zeynel, sınıf öğretmenliğini bitirmiş, İstanbul’da mesleğinin ikinci yılını yaşıyordu.
Ve oğulları, onlara, hayatlarının en büyük sürprizini yaptı bir gün; telefonda, “Şey anne, ben evlendim” diyerek...
Zeynel, anne ve babasının biraz ileri yaşlarında dünyaya geldiği için, sanki aradaki yaş farkı, mesafe farkını da getirmiş, gönül dünyasını hiç açmamıştı onlara...
Flörtünün ve müstakbel kayınvalidesinin de baskısıyla pat diye evlenivermişti.
Şimdi anne ve babası, bekâr olarak İstanbul’a gönderdikleri oğullarının “evlenmiş halini” görmeye gidiyorlardı.
~~~
Bağdagül Hanım’ın içi içine sığmıyordu, Haydarpaşa Garı’nın beton parkelerinde oğlunun arar gözlerle treni taradığını görünce eliyle işaret etti:
- Hah, orada Zeynel!
Gürbüz Bey, eşinin kolundan tutup yüzünü kendisine çevirdi:
- Bak, bir kez daha söylüyorum hatun, oğlana sitem etmek yok! Niye bizden habersiz evlendin diye dırdır yok. Hele gelinimize... Asla!
Anne, yol boyunca tekrarlanan bu tembihten bıkkınlığını göstermek için suratını asarak, “Tamam tamam” dedi.
***
Zeynel, babasının ve annesinin elini öptükten ve bir iki alışıldık laf etikten sonra, ezik bir şekilde ortaya konuştu:
- Takside konuşamayız. Şöyle bir durum var... Bizim hanım biraz titizlik yapıyor da... Onların şeyleri böyleymiş...
Baba, laf kalabalığından şüphelendi:
- Ne demeye çalışıyorsun oğlum?
Oğlan, bir haftadır zihninde evirip çevirdiği cümleyi bir ateş topu gibi döktü:
- Otelde kalacakmışsınız...


duyGu
вαηLαηdı!

Kadın Mesaj Sayısı : 1994
Yaş : 22
İtibar Gücü : 326
Puanlama : 40934
Kayıt tarihi : 26/12/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından duyGu Bir Cuma Ocak 02, 2009 7:50 pm

Çekinmeyin lüften arayın, olur mu?

Yataktan kalkarken rüyasında öldüğünü gördüğünü hatırladı.
Kahvaltıda bunu karısına söylediğinde:
- Allah korusun... Rüyada ölümü görmek ömrü uzatır, dedi karısı bilgiç bilgiç.
- İnşallah, dedi Yüksel Bey. Tam da yolculuk öncesi...
- Yok yok, bozma moralini.
***
Karısının tesellisine rağmen, o gün vize için gittiği İngiltere Konsolosluğu’nda önüne habire çıkarılan engeller karşısında canı sıkılmış, morali bozulmuş, tepesi atmıştı.
Formlar dolmakla, sorular cevaplamakla bitmiyordu.
Yüksel Bey kendi kendine hırıltılı hırıltılı söyleniyordu:
- Şuraya bak, “Ülkenizde hastalanırsam bütün sağlık giderlerim şirketim tarafından ödenecektir.” Yok artık, kahvaltı ücretini, metro biletini de taahhüt edelim! (Etrafta bir dert ortağı aradı; küt saçlı, kısa boylu, orta yaşlı bir kadının kendisine tebessümle baktığını görünce iyice alevlendi.) Üçüncü ülke vatandaşı muamelesi yapıyorlar insana... Eskiden bu kadar değildi yaa...
***
Tekstil tüccarı Yüksel Bey Liverpool’da bir dostunun evinde kahvaltı yaparken bayıldı ve sandalyeden mermere düştüğünde kafasından kan gelmeye başladı.
Arkadaşı apar topar hastaneye kaldırdı.
***
Öğleden sonra kendine geldiğinde, çat pat İngilizcesi ile doktorun ne dediğini anlamayınca, merakla ve imdat ister gibi arkadaşına döndü. Umut Bey tercüme etti:
- Kalbinde ritim bozukluğu varmış ama korkulacak bir şey yokmuş. Birkaç gün burada kalacakmışsın, seni sapasağlam göndereceklermiş.
Yüksel Bey, dört gün kaldığı hastanede gördüğü ilgi ve ihtimamdan çok etkilendi. Türkiye’ye dönünce ilk iş olarak bir hastane kurmaya orada karar verdi.
Havalimanında kendisini uğurlamaya gelen Umut Beye:
- Ben onu bunu bilmem abiciğim, en güzel yatırım insana yapılan yatırımdır, dedi ayrılırken...
***
Gerçekten de kararlı davrandı Yüksel Bey. İşyerine yakın boş ve metruk bir binayı kiralayıp restore ederek pırıl pırıl hale getirdi.
İşi bilen iyi bir ekip kurdu.
Özel hastane kısa sürede arı kovanı gibi hareketlenmeye başladı.
Bir araya topladığı bütün personelden bir tek şey istedi:
- “Hastanede rehin kaldı” türünden haberler istemiyorum. Maddi konularda mümkün mertebe kolaylık gösterin insanlara...
***
Her şey üç yıla sığdı aslında...
Yüksel Bey zaman içinde gördü ki, özel hastane tekstil gibi para getirmiyordu.
Bağladığı büyük paranın giderek eridiğini görünce, hastaneyi satılığa çıkardı.
Kurarken harcadığı paranın yarısını “kurtararak” hastaneyi bir gıda şirketine sattı.
Karısı başının etini yemişti ama o, “Buna da şükür” diyordu yakın çevresine...
***
İngiltere’deki kalp krizinden tam 3 yıl, 4 ay, 3 gün sonra ikinci kez kalp krizi geçirdi Yüksel Bey. Gece yarısıydı ve karısı akrabalarından kimseye haber vermeye fırsat bulamadan, kendileri gibi çocuksuz olan karşı komşularının yardımıyla, eve yakın olan devlet hastanesinin aciline götürdü eşini.
Kadıncağız hastanedeki ilgisizliği, bakımsızlığı, kalabalığı, vurdumduymazlığı görünce, üstelik bir de doktorun pat diye:
- Komadan çıkması çok zor, demesiyle çöktü kaldı.
Kocasını bir an önce bu izbe yerden çıkarmak istiyordu ama nasıl?
Komşudan cep telefonunu istedi ve bir zamanlar kocasının sahibi olduğu hastaneyi aradı; kendini tanıttı, durumu bildirdi.
- Biz size hemen döneceğiz, dedi biri.
Gerçekten de döndüler. Hem de hastanenin yeni patronu:
- Çok üzüldüm Bahar Hanım, geçmiş olsun. Hastane için şöyle bir sıkıntı var; biliyorsunuz hastanede ölümler Sağlık Bakanlığı nezdinde bizi şeyediyor, yani hastanenin kredibilitesini düşürüyor. Buraya almasak... Yapacak başka bir şey olursa, çekinmeyin lütfen, arayın.
Yapacak bir şeye gerek kalmadı; çünkü Yüksel Bey o gece ve ertesi günü komada geçirdikten sonra, hastanedeki ikinci gecesinde saat 02:00’de hayata veda etti.


duyGu
вαηLαηdı!

Kadın Mesaj Sayısı : 1994
Yaş : 22
İtibar Gücü : 326
Puanlama : 40934
Kayıt tarihi : 26/12/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından duyGu Bir Cuma Ocak 02, 2009 7:50 pm

Bilirsin Unutulmak Dokunur Her İnsana



Eşinin mide bulantıları sebebiyle o sabah telefonla izin aldı üniversiteden...
Karısını arabaya bindirip, hastaneye gitmek üzere motoru çalıştırmıştı ki cep telefonu çaldı.
Telefonda ses yoktu; ya da birisi bir süre “alo” sesini dinleyip kapatmıştı.
Dikiz aynasından, arka koltukta hafif yan yatmış olarak oturan eşine baktı. Bir yandan park ettiği yerden çıkmaya çalışırken düşünüyordu:
“Hülya olabilir miydi sessiz arayan? Hayır canım, onun zamanında cep telefonu bile yoktu, çok eskilerde kaldı o... Peki Aydan? O da olamaz, çünkü onu ben terk etmiştim, çok gururludur, asla dönüp arkasına bakmaz. Belki de Zeliha’dır.”
- Randevu aldın mı? Doktor gelmiş midir?
Karısının sesiyle düşünceleri bölündü.
- Evet, bizi bekliyor.
***
Üniversitede memur olarak çalıştığı için, hastanede tanıdığı çoktu. Gastroenteroloğun yanına eşiyle birlikte girdi.
Daha doktorla henüz konuşmaya başlamışlardı ki cep telefonu çaldı.
- Özür dilerim, diyerek odadan dışarı çıktı.
Yine sessiz bir telefondu.
Hışırtı, belki derinden gelen bir müzik sesi... Ama açıktı karşıdaki telefon... Ses yoktu.
- Efendim?
Bağırıp çağırmak, hakaret etmek istemiyordu; “Kesinlikle beni tanıyan biri” diye düşünüyordu. “Emine’dir mesela... Bir türlü kabullenemedi ayrılığı... Ama o artık nişanlı... Yok, olmaz... Sevim daha yakın ihtimal geliyor, arsızın biriydi çünkü... Aa, Tülin olmasın?”
- Efendim?
Telefon kapanınca hızla doktorun odasına döndü.
***
Doktorun yanındaki resmi havaya rağmen hanımı sertçe bakmıştı suratına, “Nerede kaldın?” sorusu vardı bakışlarında...
Çeşitli sorular soran, tetkikler yapan doktor, muayenenin sonunda teşhisini açıkladı:
- Hipokondriazis.
Kadın:
- Yani?
Kocası:
- Ne demek, diye sordu aynı anda.
- Yo yo, önemli bir şey değil, dedi doktor koltuğuna otururken. Hanımefendi siz toparlanın dışarı çıkın. Ben eşinize bir iki ilaç yazıp vereceğim.
Kadın daha da korkmuştu. Çaresiz dışarı çıktı, aklını ve bütün dikkatini içeride bırakarak...
Doktor, endişeli kocaya tebessümle döndü:
- Bir şey yok, hastalık hastalığı gibi geldi bana. Sıkça yapar mı bunu?
Adam karısını çekiştirmekte sakınca görmedi:
- Hem de çok doktor bey! “Bende önemli bir hastalık var ama doktorlar anlamıyor” diyor sürekli... Hep hastalıktan bahseder, “Göğsüm yanıyor, karnım ağrıyor” der durur.
- Tipik hipokondriyak... Hastalık hastası yani...
***
Akşamüzeri memur eczanede sıra beklerken cep telefonu bir kez daha çaldı. Bu defa müzik sesi daha net duyuluyordu.
- Efendim?
Cevap yoktu. “Kim ya? Yoksa Elif mi? Ama o evlendi. Müzik düşkünü Halime olabilir. Belki de Derya...”
İlaçları alıp karmakarışık kafa ile arabaya döndü. Eşine bir şey belli etmemek için:
- Marketten alışveriş yapalım mı, diye sordu.
Kadın:
- İyi olur, evde bir şey kalmadı, dedi.
***
Markette hangi marka daha ucuz diye yoğurt kovalarından birini koyup diğerini alırken, telefonu tekrar çaldı. Bu kez derinden bir ağlama sesi duyuluyordu. Arka fondaki müziği anlamaya çalıştı. “Biz bize yaşarken geldik oyuna...” sözlerini duydu.
“Tamam, arabesk müzik tutkunu Süreyya olmalı... Nereden aklına esti bunca zaman sonra?” diye düşündü; eşinin kendisine doğru geldiğini görünce telefonu kapattı.
...
Cevapsız telefonun öteki tarafında, yatağında iyice halsiz düşmüş, gözlerinden yağmur gibi yaşlar akan, dudakları ve elleri titreyen, telefonu yatağın içine bıraktıktan sonra da, “Allahım, onun ömrünü benimkinden bereketli eyle” diye dua eden, evlendiğinden beri kapısını çalmadığı, 74. doğum gününü idrak eden annesi vardı.


duyGu
вαηLαηdı!

Kadın Mesaj Sayısı : 1994
Yaş : 22
İtibar Gücü : 326
Puanlama : 40934
Kayıt tarihi : 26/12/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından duyGu Bir Cuma Ocak 02, 2009 7:53 pm

Sen Hiç Mezarlık Ziyaretine Gitmiyorsun



Karı-koca televizyonda akşam haberlerini izliyordu.
Ramazan Bayramı’nın ikinci günüydü ve ekranda, mezarlıklara yakınlarını ziyarete giden insanların haberi vardı.
Devlet memuru Bünyamin Bey, uzaktan kumanda ile televizyonun sesini kıstı ve eşine döndü:
- İlkokuldayken Ali öğretmenim “Çocuklar, 2000 yılında kaç yaşında olacaksınız, hesaplayın bakayım” demişti. Ne kadar da gülmüştük, “Ooo öğretmenim, 2000 yılına daha çok var” derken... Meğer geçmiş öyle uzak, ömür öyle kısaymış ki...
- Hı hı.
- Ölünce görmeyi çok istediğim insanlar var.
- Haydaa, nereden çıktı şimdi akşam akşam?
- Yo, sadece şimdi değil; sürekli düşünürüm.
Kadın, mezarlık ziyaretinden sonra ekranda gelen magazin haberini görünce uzaktan kumandaya hamle etti. Kocası kumandayı arkasına sakladı. Kadın üstelemedi:
- Kimlermiş onlar? Zeki Müren mi?
Bünyamin Bey, dalıp giden gözlerini karısına çevirdi:
- Hı?
- Ölünce görmek istediklerin kimlermiş?
- Birinciyi biliyorsun zaten. Diğerleri öncelikle Bişri Hafi mesela, Vahşi, Abdülaziz Han... Var öyle saplantılı olduklarım...
Karısı Şükriye bir şey anlamadı.
- Oğlan gelir şimdi, ben sofrayı hazırlayayım.
- Kim bunlar ve neden bunlar diye sormayacak mısın?
Kadın yutkunarak tekrar oturdu kanepeye:
- Sordum; kim ve neden? Yani kim derken padişahı biliyorum da...
Bünyamin Bey, üst üste attığı bacaklarını indirip toparlandı:
- Bişri Hafi müthiş bir pişmanlığın, Vahşi feci bir mahcubiyetin, Abdülaziz Han hazin bir mağlubiyetin simgesidir benim için... Hep boyunları bükük duruyorlar gibi gelir bana; orada onları mutlu görmeyi ne çok isterim. (Kafasını kaldırıp karısına bakarken acı acı gülümsedi.) Bütün mesele, onların bulunduğu yerde bulunmak tabii...
- Sen hiç mezar ziyaretine gitmiyorsun, dedi Şükriye. Baban var, annen var, ağabeyin var.
Adam karısına hak verir gibi başını aşağı yukarı salladı:
- Haklısın. İş, güç, meşgale... Bi de uzak tabii... Birisi ölünce mecburen giderim.
Karısı konuyu değiştirdi:
- Bu çocuk da yola çıkacak diye nazlılığı iyi kullanıyor. Nerede kaldı?
- Boş ver hatun, dedi Bünyamin, koca adam o artık, yarın yolcu nasılsa, gelir birazdan...
Gerçekten de az sonra evin tek çocuğu, yarın okul için Sakarya’ya gidecek olan on sekiz yaşındaki oğulları içeri girince sofraya oturdular.
***
Bünyamin Beyin müdürü, caminin bahçesinde, Şükriye Hanıma yaklaşarak:
- Gerçekten teselli için söylemiyorum yengeciğim. Bünyamin bir taneydi. Yanımda altmış iki kişi var, o bir taneydi. Ahlâk, dürüstlük, hoşgörü, ne bileyim, melek gibiydi... Nasıl olmuş kalp krizi?
Kadın titreyen dudaklarla başını sallayıp onayladı müdürü:
- Sağ olun. Otogarda oğlanı uğurlayıp dönmüştük. Eve girerken merdiven... sonunu getiremedi kadın.
O sırada Bünyamin’in tabutu, birbiriyle yarışan insanların havada nöbet değiştiren elleriyle mezarlığa doğru yola çıktı.

duyGu
вαηLαηdı!

Kadın Mesaj Sayısı : 1994
Yaş : 22
İtibar Gücü : 326
Puanlama : 40934
Kayıt tarihi : 26/12/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından MuSTaFa Bir Cuma Ocak 02, 2009 7:59 pm

İlk hikayeyi beğendim.Dramatik sonları severim sonuncuyu okumadım ama ilk ikisi öyleydi.Teşekkürler paylaştığın için..

_________________
--




Senin kadar güzel değil bu dünya !..

MuSTaFa
Emekli
Emekli

Erkek Mesaj Sayısı : 1302
Yaş : 25
Nerden ? : Trabzon !
Sınıfım ? : Karadeniz Teknik Ünv. - Reklamcılık
İtibar Gücü : 184
Puanlama : 98564
Kayıt tarihi : 01/10/06

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından duyGu Bir Cuma Ocak 02, 2009 8:06 pm

Beğenmene Sevindim .. DiğerLerini de Okumanı Tavsiye Ederim

duyGu
вαηLαηdı!

Kadın Mesaj Sayısı : 1994
Yaş : 22
İtibar Gücü : 326
Puanlama : 40934
Kayıt tarihi : 26/12/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Gözü Yaşlı Öyküler

Mesaj tarafından Sponsored content Bugün 7:57 am


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz